Çarşamba, 24 Ocak 2018

Öğle saatler olmasına rağmen hava oldukça sıcaktı. Bunaltıcı sıcak iyice kendini hissettiriyordu. Bulutlar havayı iyice kaplamış inceden inceden yağmur damlalarını yeryüzüne gönderiyordu. Yunus Emre köprüsü'den Ormantepe ışıklara gitmek yorucu olacaktı.

Yürümenin iyi geldiğini düşünerek yola devam etti. Yağmur da yağsa yürümeyi aklına koymuştu. Dere kenarında araçlar yoldan karşılıklı ilerliyorlardı. Araç gürültüsü oldukça rahatsızlık veriyordu. Yaşlı adam kaldırımlardan yürüken 'ne olacak bu ülkenin hali diye' söyleniverdi. 'Kim kimi, ne için' diye hayıflandı durdu. Ah diye bir iç geçiriverdi.

Yolun kenarından birden bir karaltı önüne düşüverdi. Yerde bayağı bir sürüklendikten sonra kaldırımın kenarına çarpıp durdu. Yaşlı adam karaltının yavru bir serçeye ait olduğunu görünce hemen oraya doğru hızla yöneldi. Yavru serçe ölmüş gibi idi. Eline aldığında yüeği hızla artıyor, vücut sıcaklığı elini ısıtıyordu. Etrafında bir kuş cıvıltısı duyunca başını kaldırıp sesin geldiği yöne baktı. Anne serçe yaşlı adamın etrafında bağırarak dört dönüyordu. Bir ağaca çıkıyor, bir telefon direklerine... Yere inip yaşlı adama yalvarıyordu. Minik serçe gözlerini kapatmış hareketsiz yatıyordu. Ağzını sürekli açıyor, kapatıyordu. Yüreği sızlıyor, canı acıyordu. Kolay değil beton zemine düşmüş ve sürüklenmişti.

Yaşlı adam avucunu kapayarak minik seyçeyi sevmeye başladı. O ağzını açıp kapattıkça sanki Allah Allah diyordu. Yaşlı adam serçenin yakarışlarına cevap verdi. Gözyaşlarını yanaklarından aşağı giderken o da minik serçeye eşlik ediyordu. Allah Allah Allah....

'Yarabbi annalar ağlamasın, minik yürekler üzülmesin', dedi. Anne serçeye baktı. O yolun karşısına geçmiş ağaçtan yavrusuna bakıp feryat ediyordu.

Artık karar verme zamanı idi. Çıkmayan candan ümit kesilmezmiş diye düşündü. Son bir kez anne serçeye bakıp yoluna devam ediyordu. Avucundaki sıcaklık gittikçe azalıyordu. Yaşlı adam oldukça telaşlı idi. Diğer elini de avuçlayarak kapattı. Artık yağmur damlacıkları minik serçeyi rahatsız etmiyordu. Eve doğru yaşlaktıkça oldukça heyecanlanmıştı. Bahçe kapısın açıp apartmandan içeri girdi. Kapıya geldiğinde eşi kapıyı açmış bekliyordu. Avucundakinin ne olduğunu sorduğunda yaşlı adam oldukça üzüntülü ve hisli bir sesle 'minik bir serçe' dedi. Evdekiler bir anda minik serçenim etrafında kümelendiler. Kablar bulundu, su içirildi. Sevgi gösterisinde bulundular. Saliha anne ayağının kırık olduğunu görünce altına patiğinden bir yatak yapıp yatırdı. Yem olarak ellerindeki ekmek parçalarını onunla paylaşmaya karar verdiler.

Sabahleyin minik serçe gözlerini açıp ev halkına merhaba deyiverdi. Evde herkesin neşesine diyecek yoktu. Ayağı biraz aksak da olsa hayati bir tehlikesinin olmaması evi bayram yerine çevirmişti. Birkaç gün yaralırın tedavisine devam edildi. Sonra odanın ortasına bırakılarak yürümedeki aksaklıkların nedenlerine bakıldı. Çareler arandı. gerkeli müdahaleler tekrar yapıldı ve minik serçe yerine koyuldu. Evde artık bir ad koyma kavgası başlamıştı. Herkes kendi duygularını yansıtacak bir ad bulup onu kabul ettirmeye çalışıyordu.

Birkaç günlük tedavi süreci geçmiş, artık iyileşmiş serçe için yuvaya dönüş başlamıştı. Evin önündeki araziye mi yoksa annesinin bulunduğu alana mı bırakılacağı oldukça gergin tartışmalara sebep oldu. Sonunda bulunduğu yerde bırakılmasının uygun olacağına karar verildi. Haftasonu için uygun bir zamanda götürülüp bırakılması için hazırlıklar tamamlandı.

Beklenilen zaman gelmiş, ayrılık zamanı gelip çatmıştı. Ama Cumartesi sabahı kahvaltı sonrası minik serçenin yerinde olmadığı görüldü. Evin altı üstüne getirilmiş olmasına rağmen bulunamadı. Evde herkes birbirini suçluyordu. Kafes örtüsünün arasındaki minik boşluktan nasıl çıkmış olabilirdi. Tekrar odaların dibi köşesi arandı, tuvalet, banyo, mutfak heryer... Minik serçe yoktu. Uçmuş gitmiş olabilirdi. Pencerelerin açık olması bu şüpheyi iyice güçlendirdi.

Yaşlı adam artık yapılacak birşey olmadığına karar verdi. Çıkarsa biryerlerden götürür bırakırız dedı. Kapıyı açtı ve yerdeki terliklere basarak ayakkabılıktan ayakkabısını alıp yere bıraktı. Ayakkabı çekeceğini kullanarak ayakkablarını ayağına geçirdi ve dışarı çıktı. Bütün gün minik serçeyi düşünüp durdu. Hiç aklından gitmiyordu. Evin biryerinde sıkışıp kalır ise sorumlusu kendisi olacaktı. Dikkatli olmadığı için kendini suçladı durdu.

Akşam eve geldiğinde eşinin üzgün olduğunu görünce endişelendi. Aklına kötü şeyler geliyordu. Odadan içeri girdiğinde minik serçenin ölü vücudu ile karşılaşınca yüreği sızladı. Nerede öldüğünü oldukça merak etti. Eşi; "kapıdaki terliklerin birinin içine girmiş, çocuklar terliklerin üstüne basınca zavallı hayvancık orda ölmüş" dedi. Yaşlı adam sabah terliklerin üstüne kendisinin bastığını gözlerinden akan yaşlara karıştırarak söyleyiverdi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

HAYATTA EN BÜYÜK MUCİZE
KÜÇÜKKEN İYİ BİR ÖĞRETMENE RASTLAMAKTIR.

En çok sevdiğim şiir

İlhami_160600 | Sağ

Ramazan Kumanya Paketleri
Instagram